TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER KURULTAYI

Hakkında Program Bildiri ÖzetleriSonuç Bildirisi Arama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

MESUT ŞEN

13. YÜZYIL TÜRKÇESİ YENİ TÜRKÇE MİDİR?

Türkçenin edebî dili, bilindiği üzere, 8. yüzyılın başlarında oluşmağa başlar. İlk yazılı metinler Kök Türkler zamanında runik adını verdiğimiz harflerle yazılır. Bu yazılı dile Kök Türkçe adını veriyoruz. 745 yılında, Uygurlar tarafından Kök Türk devletinin varlığına son verilmesinden sonra da bu edebî dil varlığını sürdürmüştür. Uygurlar döneminde Türkçe, runik harfler dışında Mani, Sogd, Brahmi kökenli harflerle de yazılmıştır. Yine Uygurlar döneminde yazılmış eserlerde bazı ağız özelliklerinin edebî dile yansıdığını da görmekteyiz. 10. yüzyıla geldiğimizde kütleler hâlinde Müslümanlaşmağa başlayan Türkler, 11. yüzyıldan itibaren yeni din ve medeniyet dairesinin tesiri altında Arap harfleriyle ürünler vermeğe başlamışlardır. Ancak 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar geçen devrede, Türklerin farklı medeniyet dünyalarına girmesine ve değişik kültürlerden aldıkları harflerle yazılı ürünler vermiş olmasına rağmen edebî dil olarak tek bir Türkçenin kullanıldığını söyleyebiliriz.

Ahmet Caferoğlu Türk Dili Tarihi II isimli kitabında, Mahmûd Kâşgarî'nin 11. yüzyılda iki edebî dilden bahsettiğini, bunlardan birinin Hakaniye Türkçesi, diğerinin de Oğuz Türkçesi olduğunu öne sürmektedir (Caferoğlu 1972, 42). Hâlbuki Kâşgarî eserinde, "Ben öz dili yazıyorum, harfleri kimlerin çevirdiğini söyledim" diyerek (Atalay 1985, 1: 32), yazı dili olarak sadece Hakaniye Türkçesinin bulunduğunu, diğerlerinin ise yazılmayan, fakat konuşulan ağız/şiveler olduğunu açıkça belirtmektedir. Caferoğlu adı geçen eserinde, Kâşgarî'nin dönemi ile ilgili olarak "Ne yazık ki, bu devir Oğuz Türkçesinin bütün inceliklerini tanıtacak nitelikte hiçbir edebî eser elimize geçmemiştir." demektedir (Caferoğlu 1972, 43). Bize göre Oğuz Türkçesi, Kâşgarî'nin yaşadığı dönemde yazı dili olarak kullanılmadığı için, bu devrede Oğuz Türkçesi ile yazılmış bir eser bulmak mümkün değildir. Çünkü bu devrede yazı yazma geleneğine sahip olan Türkler, Kök Türkçe ile Uygur Türkçesinin devamı olan Hakaniye Türkçesi ile yazıyorlardı. Dar bir alanda da Müslüman olmayan Uygur Türkleri, Uygur yazı geleneğini devam ettiriyorlardı. Oğuz Türkçesi ise sadece Oğuzlar arasında konuşma dili olarak kullanılan bir dildi. Selçukluların yazışmalarda Farsça ve Arapçayı kullanmalarının sebebi de, Farsça ve Arapçaya duydukları hayranlığın bir neticesi ile değil, Oğuz Türkçesinin henüz yazı dili olamadığının bir göstergesi olarak açıklanabilir. Sonuç olarak 13. yüzyıla gelene kadar Türk yazı dilinde Oğuzca, Kıpcakça v.s. unsurların tesirinden bahsedebiliriz ama bunların ayrı birer edebî dil olduklarını söyleyemeyiz.

13. yüzyıla geldiğimizde ise Türk dünyasının Cengiz Han'ın istilâsıyla darmadağın hâle geldiğini görüyoruz. Bu dönemde Türklerin kullandığı müşterek yazı dili etkisini kaybetmiş, Türk halkları birbirine karışmış, ağız ve şivelerin özellikleri birbirine tesir etmiştir. İşte ilk defa bu dönemde Türkçe iki ayrı yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri Hakaniye Türkçesinin devamı olan Harezm Türkçesi, diğeri de kendinden önceki hiçbir yazı geleneğinin devamı olmayan Oğuz Türkçesidir. Bu özelliği ile 13. yüzyıl, Türkçenin yeni bir evresidir. Nasıl Kök Türkçe ve Uygur Türkçesi ile yazılmış döneme Eski Türkçe adını veriyorsak, 13. yüzyıldan sonraki Türkçeye de Yeni Türkçe adını vermeliyiz.

Tebliğimizde Yeni Türkçe adını verdiğimiz 13. ve 14. yüzyıl Türkçesinin özellikleri lengüistik açıdan ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz varlığı başlıkları adı altında incelenecektir.

Tarih/Yer:

15.11.2017.  (BAHTİYAR VAHABZADE SALONU) . 11.00-11.15