TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER KURULTAYI

Hakkında Program Bildiri ÖzetleriSonuç Bildirisi Arama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Prof. Dr. Mustafa Özkan

SAFAHAT’TA KONUŞMA DİLİ ÖZELLİKLERİ

Dildeki sınırsız yeni anlamlar üretme imkânı, yeni ilişkiler kurma yeteneği, bireylere birbirinden farklı anlam dünyaları kurma, farklı kelimelerle, farklı üsluplarla konuşma ve yazma imkânı sağlar. Yani toplumdaki herkes dili kendine özgü, kendi istek ve amacına göre bireysel biçimde kullanır. Her insan ortak dili farklı biçimde kullanır; ama yine de ortak dil, herkesin anlamını bildiği kelimelerden oluşur. Toplum bireylerini birbirine bağlayan ortak dil, konuşma ve yazı dilini içine aldığı için, hem yazılı hem de sözlü olarak düzenlenir.

Yazı dili, bir konuşma dilinin yazıya geçirilmesinden ortaya çıkan ve çeşitli ilim ve sanat eserlerinin kaleme alınmasında kullanılan dildir.

Sözlü dil, dilin konuşulan şekillerine bağlı olarak aldığı biçimdir. Konuşma dili, yazı dilinden farklı olarak çeşitli söyleyiş özellikleri taşıyan, günlük hayatta pratik amaçla kullanılan dildir. Konuşma dili esas olup daha eskidir. İnsanlar daha yazıyı bilmeden de yüzyıllar boyunca konuşarak anlaşabilmişlerdir.

Yazı dili ile konuşma dili arasında kullanılış bakımından da fark vardır. Konuşma dili, gelişigüzel, basit ve sade bir dildir. Yani insan konuşurken dilin kurallarına, ölçülerine pek dikkat etmez. Ayrıca konuşurken, düşünmeye pek fırsat olmadığından, konuşan insan konuşma mekanizmasından dolayı az çok basitleşir. Yani konuşma dili daha serbest, kuralsız ve düzensiz olabilir. Yazı dilinde ise ifade aracı olarak yalnızca yazı vardır. Yazı dilini kullanırken, ifadenin anlaşılır olmasına büyük bir özen gösterilir. Halbuki konuşmada böyle sıkıntılara girilmez.

Konuşma dili zamanla kelimelerin ilk şekillerinden bir hayli uzaklaşır; yani konuşma dilinde sesler, yazı dilindeki gibi her zaman kurallı olarak kullanılmazlar. Bazı sesler gramer birliklerinin belirli yerlerinde kendilerini koruyamazlar. Bazı sesler birbirleriyle yer değiştirirler. Kimi sesler kaybolur, kimi sesler ise yeniden ortaya çıkar. İşte dil sesleri, anlamlı ve görevli dil birliklerinde, birtakım değişikliklere uğrar. Bu değişikliklerin bir kısmı kurallı olsa da bir kısmı ise kurallı olmayıp rastlantılıdır. Hatta bazen konuşma dilinde, kelimelerdeki bu ses değişmelerinin yanında anlam yönünden de değişmeler olabilir.

Konuşma dilinde, yazılı anlatıma yansımayan, ama halk arasında canlı olarak kullanılan halk ağzı, kaba konuşma, küfür sözleri, argo gibi pek çok konuşma türlerine rastlanır. Esasen konuşma dilindeki bu dil kullanımlarında somutlaştırma ve kişileştirme ön plandadır. Soyut ve anlatımı güç durumlar, olaylar, kavramlar örneklendirilerek dile getirilir. Soyut duygu ve düşünceler somutlaştırılır. Az sözle çok anlam ifade etme imkânı doğar. Esas olarak edebî dil de belli bir bölgenin konuşma diline bağlı olarak gelişmekle birlikte, yüzde yüz o konuşma diline bağlı kalmaz, bağlı olduğu konuşma dilinin dışındaki çeşitli şive ve ağızlardan gelme kelime ve şekilleri bünyesine alarak zenginleşir. Böylece sanatçı edebî dili kullanırken onu konuşma dilinden ve ağızlardan aldığı unsurlarla geliştirir.

Mehmet Akif, özellikle manzum hikâyelerinde, edebî dilin zengin ve zarif kelime kadrosundan yararlandığı gibi, konuşma dilinin halk ağzı, kaba konuşma, teklifsiz konuşma, küfür sözleri ve argo gibi galiz ifade şekillerinden, deyim ve kalıp sözlerden geniş ölçüde yararlanmış; kelimelerin mecaz anlamlarına da sıkça başvurmuştur.

Dilimizde çok eskiden beri, özellikle sözlü kültür geleneği içerisinde ve ağırlıklı olarak dini hayatın ve inanaçların etkisi altında oluşmuş, toplum yaşamının her alanına ait pek çok kalıp söz mevcuttur. Bu sözler, sözlü gelenek içerisinde oluştuklarından konuşma dilinde çok sık kullanılırlar. Akif Safahat’ta dilin bu unsurlarından da geniş ölçüde yararlanmıştır.

Akif, yalnızca İstanbul’da konuşulan edebî dili kullanmamış, memuriyetle dolaştığı Rumeli’de ve Anadolu’da aralarına girme fırsatı bulduğu insanların kullandıkları kelimeleri ve tabirleri onların söyledikleri şekilde şiirlerine almıştır. Onun hikâyelerinde, fıkralarında, konuşmalarında kullandığı dil, halkın konuştuğu dildir. Bu durum yalnızca kullandığı kelimelerde değil, onların halkça söylenişlerinde de görülür. Bu da onun halkın içinde yetişmiş, halkının inançlarını, âdetlerini, gelenek ve göreneklerini bizzat halkıyla birlikte yaşamış bir insan olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden Akif’in şiirlerinde argo ve kaba sözlerin yanı sıra, pek çok mahalli kullanılışlara ve halkça söyleyişlere de rastlanır.

Bu çalışmada Safahat’ta karşılaşılan konuşma diline özgü kullanılışları ele alınıp değerlendirilecektir.

Tarih/Yer:

14.11.2017.  (BAHTİYAR VAHABZADE SALONU) . 14.00-14.15