TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER KURULTAYI

Hakkında Program Bildiri ÖzetleriSonuç Bildirisi Arama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Ali ASKER

Karabük Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı, Doçent

Türkçe ve Anayasa: Türk Cumhuriyetleri Anayasalarının Hukuk Terminolojisi Açısından Karşılaştırılması

Anayasalar, devletin yapısı ve işleyişini, temel hak ve hürriyetleri belirleyen, normlar hiyerarşisinde en üste yer alan ve her kes için bağlayıcı olan normlar bütünüdür. Bir ülkenin anayasası adeta o ülkenin kimlik belgesidir. Bu anlamda bir taraftan devletin kimliğini, kişiliğini, niteliğini belirlerken diğer taraftan normlar hiyerarşisinde yer alan tüm hukuk düzenlemeleri için bir çerçeve oluşturuyor. Anayasa veya anayasal belgeler aynı zamanda bir siyasi belgedir. Bu yüzden anayasalar devletlerin ortaya çıktığı ve geliştiği tarihsel sürecin eseri olup dönemin siyasi ve hukuki vaziyetini yansıtır. Bilindiği gibi uzunca bir dönem Türk cumhuriyetleri içinde tek bağımsız cumhuriyet Türkiye cumhuriyeti olmuştur.

Bugünkü diğer bağımsız Türk cumhuriyetleri ise yaklaşık 19. Yüzyıldan Rusya’nın hegemonyası altında bulundukları sürede, her hangi bağımsız veya özerk bir cumhuriyet yapısına sahip olmamışlardır. Rus Devriminden sonra bağımsızlık hareketleri ya başarısız olmuş ya da kısa süre sonra kesintiye uğramıştır. Sovyetler Birliği bünyesinde Türk cumhuriyetlerinin anayasaları ise SSCB Anayasasının aynısı idi. Konuyu bu bağlamda ele almak gerekirse, Sovyet sonrası bağımsızlık kazanmış Türk cumhuriyetlerinin anayasaları kabul edildiklerinde artık yetmiş sene içinde oluşarak gelişmiş bir hukuk diline, hukuk terminolojisine sahip idiler. Bu terminolojinin ve hukuk dilinin Rusçadaki hukuk terminolojisinden harfiyen kopyalanmanın etkisi güçlü şekilde hissedilmektedir.

Türkiye’deki anayasalarda ise gerek dil devrimi, gerekse siyasi iktidarların eğilimlerine bağlı olarak anayasaların dili farklılık göstermiştir. Mesela, 1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanununda 1945 yılında yapılan değişikliklerin gerekçesinde “Teşkilati Esasiye Kanunundaki yabancı sözlerin Türkçe karşılıklarıyla değiştirilmesi, dil devrimimizin hukuk ve idare alanında da gerçekleşip kökleşmesine yardım edeceği düşüncesiyle hazırlanan tasarı”da “eski Teşkilatı Esasiye Kanunun hükümlerinin esasında hiçbir değişiklik yapılmamış, manaya tamtamına bağlı kalınmıştır” denmekteydi. Bu değişiklikler 24 Aralık 1952 tarihli 5997 sayılı yasayla ortadan kaldırılarak yeniden eski metne dönülmüştür.

1961 Anayasasının kabulü sırasında yaşanmış dil tartışmaları sonucunda orta yol benimsenmiştir.

1982 Anayasasının kabulü döneminde yaşanan tartışmalar da Türk siyasetinde ve aydın çevrelerde Türkçe konusunda bir ideolojik yaklaşımı bariz şekilde gözler önüne sermektedir.

Türk cumhuriyetleri ise bağımsızlıklarının ilanından sonra anayasa metinlerini yazarken Sovyet döneminde oluşmuş terminolojiyi kullanmışlardır. Türk dillerinin ortak söz varlığı açısından baktığımızda maalesef benzerlik ve uyum bağlamında önemli farkların olduğunu görmekteyiz.

Çok köklü bir tarihe sahip Türkçenin yüzyıllar boyunca siyasi, ideolojik ve kültürel baskı ve etkilerin tesiri altında kaldığı biline bir gerçekliktir. Dönemler, devrimler, değişmeler belli başlı reformların yapılması için bir fırsat sunmaktadır. Bu fırsatın dil, alfabe ve genel olarak kültür açısından değerlendirilmesi çok önemlidir. Türk cumhuriyetleri Latince alfabeye geçtikleri sırada bu fırsatı değerlendiremedikleri gibi anayasa metinlerinin oluşturulması sırasında da bir uyum ve kültür birlikteliğinin nimetlerinden faydalanmamışlardır. Bu tebliğde Türkçenin anayasa metinlerinde kullanımı, özellikle terminoloji ve kavram seçimi açısından Türk cumhuriyetleri anayasalarının metin analizi yapılacak ve önerilerde bulunulacaktır.

Tarih/Yer:

15.11.2017.  (ALİ ŞİR NEVAİ SALONU) . 11.30-11.45