TÜRK DİLİ KONUŞAN ÜLKELER KURULTAYI

Hakkında Program Bildiri ÖzetleriSonuç Bildirisi Arama Albüm Destekleyenler İletişim

Bildiriyi Sunan
veyaöncekisonraki

Prof. Dr. Cafer Şen

Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

Diyalektik Bir Anlama/Düşünceye Ulaşma Faaliyeti Olarak Türkçe(de) Yazımı Değiştirme Çabaları

G. W. F. Hegel’in çalışmaları sonucu her terimin/gösterenin iki türü/anlamı bulunduğu, bunlardan birinin kendisi, diğerinin ise karşıtı olduğu ortaya çıkar. Normal düşünüşte bunlardan biri ele alındığında diğeri dışarıda kalır, fakat ele alınana karşı varlığını sürdürür. Hegel, diyalektik düşünme yönteminde bundan farklı bir yol izler. Bu diyalektikte bir terimin/gösterenin hem kendisini hem de diğerini içine alan bir kuşatıcı birlik söz konusu olur. Bir, aynı anda bütün ve parçadır, hem sınırlı hem de sınırsızdır. Hem hareketli hem hareketsizdir, hem özdeş hem farklıdır. Kendisine ve başkalarına hem benzemekte hem de benzememektedir, kendisine ve başkasına hem eşit hem de değildir.

Son yıllarda gerek yazılan bilimsel eserlerde gerekse yapılan tercümelerde yukarıda bahsedilen Hegel diyalektik düşünüşünün/anlamın yakalanması yönünden Türkçenin yazılışında değişikliğe gidildiğine dair çok ciddi çabalar görülür. Örneğin; bir önerme olarak “Özne ol(uş)ur” cümlesindeki “ol(uş)ur” göstereninin yazımı bunlardan biridir. Bu yazım ne “özne olur”a, ne de “özne oluşur”a karşılık gelir. Burada “özne ol(uş)ur” cümlesinde her ikisini de kapsayan bir birlik söz konusudur. Özne felsefi ve psikanalitik olarak sabit bir “öz”le dünyaya gelmez, ben-ideallerine bakarak onlarla özdeşleşmeye girer, sonradan olur. Tüm bunlar “özne olur” önermesini doğrular. “Özne oluşur” önermesinde ise özne olmanın bir oluş olduğu vurgulanır. Her an ilerleyen, anda olan, durdurak bilmeyen devinen bir oluştur. Bu noktada “olur” ve “oluşur” eylemleri birbirine zıttır aynı zamanda. Çünkü “olur”da işlem bitmiştir, “oluşur”da ise devam etmektedir. İşte son yıllarda bilimsel kitap ve çevirilerde görülen “özne ol(uş)ur” gibi yazımlar karşıtını da içine alan bir diyalektik anlamı/düşünüşü yakalamaya çalışır.

Bir diğer kullanım “namevt” kavramıdır. Bu kavram kendi içinde yaşayan bir hiçliğe/boşluğa karşılık gelir. Ölü değildir ama etkinliği de yoktur. Bu nedenle “namevt”ler yaşayan ölülerdir. Bu kavramla birbirine zıt olan, hem yaşayan hem de ölü olan yan yana getirilerek bir birlik oluşturacak şekilde yazılır. Yine ontolojik olarak “hiçlik alanında bir şey olan” için kullanılan “”şeyiç” kavramı da bunlardan biridir.

Yine başka bir yazım şekli “<Öteki” dir. Yazar bu kavramla insanın kendini hem içinde hem de dışında hissettiği ve aynı zamanda yapılandığı simgesel/kültürel ağ için kullanır. Burada kullanılan “< Öteki” hâkim pozisyondadır. “<Öteki” “küçük öteki”den büyüktür. Burada küçük öteki, imgesel/ hayali/ fantezi dünyada yaşamını devam ettiren insandır. Bu noktada “<Öteki” (majiskül), “-öteki” (minüskil) dür.

İşte gerek bilimsel çalışmalarda gerekse çevirilerde bu örnekler gibi binlerce yazım şekli Türkçenin tanımlayıcı bilimsel bir dil olma yönünde çok önemli adımlardır. Bu tür yazım çalışmaları Türkçede karşıtların spekülatif özdeşliği olan diyalektik anlamı yakalayarak genişletir. Bu tür yazımlar günümüzün Türkçesinde yoğunluk kazanırken Batı dillerinde geçmişte oldukça yaygındır. Örneğin Fransız psikanalisti Jacques Lacan Büyük Öteki’yi üztü çizili A (Autre-Dışarı atılmış, diğer) şeklinde yazarken küçük ötekiyi “a”, olarak belirler. Yine Alman filozofu Martin Heidegger “Da-sein” yazımını tercih ederken “orada olmaklık/dışarıda olmaklık/gerçeğin dışarıya açılmakla mümkün olacağını” gösterir.

İşte bu bildir kabul edildiği takdirde Türkçede son dönemlerde büyük artış gösteren yazımdaki değişiklerin nasıl diyalektik anlamı/düşünceyi yakalamak istediği ve bunun da Türkçeyi tanımlayıcı bir dile doğru götürdüğü gösterilmeye çalışılacaktır.

Tarih/Yer:

13.11.2017.  (BAHTİYAR VAHABZADE SALONU) . 13.45-14.00